15 Ağustos 2014 Cuma

SÜLEYMEN SEBA’YA İLİŞKİN KISA DEĞİNMELER…



Sağlığında, başkanlığı sürecinde, başkanlığı sonrasında ve son olarak ölümünde de görüldü ki; Süleyman Seba farklı bir spor kulübü yöneticisi ve farklı bir futbol adamıymış.

Oysa o da futbol piyasasının içindeydi, o da özellikle futbolda seyreden ayak oyunlarının yanı başındaydı ve İstanbul gibi ayrıcalıklı olmak için her şeyin yapılabildiği kurtlar sofrasını iyi tanıyordu.

Onun farklılığı her şeye rağmen “insan” kalabilmesindeydi galiba. İnsan dediysek diğerlerinin insan olmadığı anlamı çıkmamalıdır buradan. Diğerlerinin hoyratlığı, sonradan görmeliği ve kendilerini tüketircesine hep kendilerinden söz edilsin istemeleri onların Seba’dan farklı “insan” özellikleridir kastedilen.  
Seba çok süslü laflar etmemesine rağmen kendini dinleten birisiydi, muhtemelen karşısındakine değer verdiğinden olsa gerekti.

Seba esip gürleyen değil, çok şey söyleyen bir bakış fırlatan, hem kırılgan ama dirençli,  beden diliyle olduğu kadar ruh diliyle de anlatan ve elbette sonuna kadar futbolun izin verdiği kadar dürüst kalmasını bilen birisi olduğundan olsa gerek herkes onu çok sevdi.

Peki bu kadar mı?
Elbette hayır. Endüstriyel futbolun çarkında olunduğu halde futbolun “sömürü ve adam harcama” sürecinden uzak durmaya çalıştı hep. Geleneksel değerleri koruyarak geleceği bazı sportif değerleri de koruyarak karşılayabilme becerisini gösterdi. Arkadan konuşmadı örneğin, oyuncuları harcayarak onları adam etme yolunu asla tercih etmedi. Rakibini ne olursa olsun ve ne pahasına olursa olsun yenmesi gerektiği gibi bir saplantıya kapılmadı asla. Kurumsal aidiyet konusunda yapılması gereken ne varsa İstanbul beyefendiliği ve kim bilir belki memuriyeti gereği edindiği devlet terbiyesi ile birleşince   ortaya piyasacı olmayan ama piyasada var olmayı başaran bir başkan tipi oldu Süleyman Seba.

Ucuz polemiklerin adamı olmadı hiç. Lafını söyledi ve geçti. Arkasında durmak deyiminin futbolda bir anlamı varsa bu Süleyman Seba oldu hep. Kıvırmadı, kıvırana da yüz vermedi.

Yazılı ve görsel basının kuklası, rol modeli olması mümkün değildi çünkü mizacı buna izin vermiyordu. Beslemeciliği benimsemedi hiç.

Beşiktaş kulübüne ve futbol takımına o kadar çok saygınlık kazandırdı ki, ama gelin görün ki o kendini Beşiktaş’ın eseri gibi gördü ve öyle yansıttı hep.

Bir insan nasıl oluyordu da kocaman bir kulübün gücü ve ayrıcalığını inanılmaz bir mütevazilik ve asil bir tavır ile birleştirerek sıradan bir Beşiktaş taraftarı gibi davranabiliyordu? Sorusunun yanıtı ancak Süleymen Seba kişilik çözümlemesi ile mümkündür.

Galatasaray ve Fenerbahçe ya da herhangi bir rakip bir kulüp düşmanlığı yapmadan, ecdat, ata edebiyatı ve goygoyculuğuna soyunmadan, kışkırtıcı, provakatif olmadan, piyasa rantçıları ile el ele vermeden ve rakiplerini yendiğinde bıyık altından gülmeden de “büyük başkan” olunabildiğinin biricik örneklerinden birisidir Süleyman Seba. Onun içindir ki; Süleyman Seba’dır zaten.

Simdi en alt düzeyden en üst düzeye kadar bir çok kulüpte ve futbol toplumunda tanık olduğumuz güce tapan, günlük siyasi iktidarın dümen suyuna girmiş, tüccar ve mafya karakterli, dediğim dedik, kendisine aşık ve sözüm ona kulübünü öne çıkardığını söyleyerek sürekli kendisini öne çıkaran niteliksiz kulüp başkanlarını görünce, Süleymen Seba’ya daha çok saygı duyuyor insan.

Süleymen Seba’ya biraz ideoloji biraz örgütlenme biraz isyan yüklerseniz karşınıza ondan daha genç ama ondan daha önce ölmüş Metin Kurt çıkar. Belki hiç ilgisi yok deseniz de futbolun temel formasyonunda ikisinin de özü aynı hamurdan beslenir.  O hamurun içinde futbol ve insan vardır. Ve o futbolda kirliliğe kapalılık esastır. Her ikisinin de ortak paydası futbola “oyun” olarak değer vermek vardır.

Süleymen Seba’nın ölümünün ardından tüm spor ve futbol severlerin aynı noktada buluşuyor oluşları, hangi kulüp taraftarı olurlarsa olsunlar benzer duygu ve düşünceleri taşıyor ve ifade ediyor oluşları umut edelim ve dileyelim ki, özellikle saygın kulüp yöneticiliği tipinin yeniden ele alınması gerekliliği ihtiyacını doğursun.  

   

Etiketler: