10 Ocak 2014 Cuma

DEMOKRASİ VE KİMLİK

Kimliksiz olmak aynı zamanda yeterince demokrat olmaya da engel toplumsal bir olgudur. Toplumsal yaşamda belirli bir kimlik edinememişlerin, demokratik kaygıları ve gereksinmeleri asla yüksek değildir. Kimliksizlik bırakınız demokrat olabilmeyi, tam tersine itaat kültürünün ve itaat toplumunun gereklerinden birisidir. 

Bireysel anlamda böyledir de, ulusal anlamda böyle değil midir? 
Ulusal anlamda da aynen böyledir.
Ulusal anlamda da kimliksizlik bir ulusu ve ülkeyi asla daha fazla demokrat kılmayacağı gibi ülke yönetimini de demokratikleştirmez.
Yani ulusal kimlik, demokratik bir ülke olmanın engeli değildir. Tam tersine ulusal kimliğini giderek yitiren ülkelerde anti-demokratik talepler giderek artar ve bu taleplere verilen cevaplar ise iktidarların keyfiyetine ve ilkesiz  davranışlarına neden olur...
Ulusal kimlik ile demokrasi arasında ters değil olumlu bir ilişki vardır.
Tüm dünyadaki demokratik rejimle yönetilen ülkelere bakınız, söz konusu bu ülkeler ulusal kimlikleri açısından da hassas ve tutarlı ülkelerdir.

Demokrasi herkese eşit ve adil davranan bir devlet işleyişinin adıdır. Mühim olan söz konusu bir ülkenin devlet işleyişini ülke insanlarına karşı eşitlikçi ve adiliyetli kılabilmektir. Bunu sağlayan yegane unsur ise kimliğinizdir... Ama tüm bunlara karşın kimliği, devleti yönetme biçimi ile karıştırmak işleri içinden çıkılmaz bir hale sürükler.

Kimlik bir toplumun önce halk sonra ulus ve daha sonra da bağımsız ve egemen bir ülke olmasını yaratan benlik bilinci ve ihtiyacıdır. Kimliğiniz yani kim olduğunuz sizin demokrat mı, faşist mi olacağınızı belirlemez...
Onu belirleyen kimliksizliktir. Ya da kimliği ırksal kökenden hareket ettiren ideolojik sapmalardır.

Türkiye sanmasın ki; kimliğinden taviz verdikçe daha demokrat bir ülke olacaktır.
Türkiye sanmasın ki; andımız kalkınca daha demokratik nesiller yetiştirecektir.
Türkiye sanmasın ki; ulusal bayramlar kaldırıldıkça daha evrensel bir toplum olacaktır...

Eğer öyle olsaydı, 10 yıldan beri daha demokratik bir ülke olmamız gerekmez miydi? 
Eğer öyle olsaydı, devlet 5 tane genci öldürebilir miydi?
Eğer öyle olsaydı, birileri her istediğinde 10 yılda 3-5 kez eğitim sistemi değişir miydi? 

Gerçek demokrasinin öncelikli bir tane ön koşulu vardır; Herkese Bireysel Ekonomik Özgürlük Sağlama Yeterliliği...

Etiketler:

ANDIMIZIN TEK KALDIRILIŞ NEDENİ OLAN “TÜRK” KAVRAMI ÜZERİNE KÜÇÜK BİR KİNAYE…

Yıllar boyu el birliği ile Türk’lüğü bir etnisite olarak alıp, "bir Türk dünyaya bedeldir" diye ırksal söylem ve davranışlar ile içini doldurursan, ulus devlet meselesinİ ve gerekliliğini görmezden gelirsen, bir devlet olmanın ancak ve ancak bir millet yaratmakla ilgili olduğunu anlayamazsan, aradan yıllar geçer, ve bir Osmanlı’cı gelir ve o senin "Türk'üm, doğruyum,çalışkanım.. diye başlayan andını kaldırıverir...

Kaldırılan sadece andın değil, ulusal kimliğindir...

Ama kaldıranın gerekçesi güçlüdür;
Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Rum, hepimiz eşitiz vekardeşiz der... Verecek cevabın olmaz...
Çünkü on yıllardır Türk olmak senin için sadece bir ırk ve etnisite meselesiydi...

Şimdi sen de buna karşılık desen ki;
Ezanı da kaldıralım;
Çünkü; Müslümanız ama, Caferimiz var, Şafimiz var, Alevimiz var, Yezidimiz var, Ateistimiz var, Deistimiz var…. Yetmedi Süryani'miz var, Hristiyan'ımız var, Yahudi'miz.... Hepimiz eşitiz ve kardeşiz...
Ne cevap alırsınız? 
Alacağınız cevap sinkaf ile karışık hakaret, aşağılama ve soruyu sorduğunuzun insafına ve gücüne kalmış bin bir türlü şiddettir…. Canınızdan dahi olabilirsiniz…

Irk ve etnisite üzerinden değil, kavrayıcı bir üst kimlik üzerinden kurgulanmış milli kimlik algısı bağımsız ve egemen bir ülke olmanın yegane ön koşuludur. Başka türlüsünün örneği daha olmamıştır dünyada…
İşte mesele tam da buradadır... 
Yani milli kimlikte...
Din kimliğinin dokunulmaz olması değildir bir ülkeyi ayakta tutan... Milli kimliktir. Onun içindir ki; milli kimlik eğer bir ülkeye ve o ülke toplumsal yapısına dokunmak istiyorsan önce milli kimliğine dokunman gerekir...

Örneğin ABD'nin "Amerikan kimliği"ne dokunun ya da dokunmaya yeltenin bakalım, başınıza ne işler geliyor?...

Ayrıştırmak için dokunulması gereken tek şey "milli kimlik"tir...  Dinsel kimlik ise milli kimliği güçlendiren veya bozan bir etkendir sadece... O da laiklik pratiği ile çözümlenmiştir zaten...

Türk'lük milli kimliğimizdi bizim, hangi ırk ve dinden olursa olsun hepimizi içine alması gereken… Kürt asıllı Türk vatandaşlığıydı amaçlanan ve olması gereken… Olmadı, olamadı…
Biz hepimiz el birliği ile ve elbette o çok iyi bildiğimiz emperyalizm işbirlikçiliği ile ile şimdi ulusal kimliği olmayan bir ülkeye doğru pupa yelken gidiyoruz...

Nereye derseniz;
Önce kısa bir süre "Türkiyeli"liğe... Bu kesmeyecek ve tatmin etmeyecek; çünkü Türkiye’lilik Türk kökünden türetilmiş olduğu için sakıncalı olacaktır...

Ardından;
"Anadolu Birleşik Devletleri"ne... Ya da "Anadolu Osmanlı Devleti"ne...

Etiketler:

Namustan Yola Çıkarak Yaşamı Düzenleme Kurnazlığı..

En demokrat, en liberal, en rahat, en hoş görülü ve en modern Anne ve Babaya dahi "siz üniversitede iken kızınızın bilmediğiniz bir erkekle beraber aynı evde kalmasını ister misiniz"? diye sorsanız alacağınız cevap en azından hayır cevabıdır.

Böyle bir soru ile başlayarak "cinsiyet ve cinsellik üzerinden namus" hassasiyeti yaratma ve buradan da "devletin namus bekçiliğine" ONAY VERME davranışının haklı gerekçesini oluşturmuş olursunuz...

Amaç bu tür yaklaşım ve düzenlemeler ile "namus değerleri" olan bir toplum yaratmaksa, öncelikli konu namusu insanların bacak aralarından kurtarmak ve farklı namus değerleri ve hassasiyetleri olan bir toplum yaratmaya çabalamayı gerektirmez mi?

Yok illa ki, namus konusunda en önemli ve öncelikli mevzu "cinsellik" meselesidir diyorsanız o zaman da, tacizlerin, tecavüzlerin, küçük yaşta evlenme ve evlendirmelerin, muta ve imam nikahı  ile cinsel ihtiyaçları tatmin etme gerçeğini görmeniz ve öncelikli olarak da bu sorunları çözmüş olmanızı gerekli kılar.

Hapishanelerinde küçük erkek çocuklarına tecavüz edildiği belgelenmiş bir ülkeyi yönetme erkine sahip olan bir kişi, hiç onaylamasak dahi özgür iradesi ile aynı evde yaşamayı tercih eden gençlere ilişkin acayip bir duyarlılık içinde olabiliyor? Bunun nedeni ne olabilir ki?

Elbette bu memlekette hiç bir ebeveyn kızının birileri ile "düşüp kalkıyor" olmasını istemez. Ama bu "düşme kalkma" meselesindeki hassasiyet devlet aygıtlarını da işin içine koyarak bir düzenleme peşinde olmaya yöneliyorsa bunun adı başka bir şeydir. En basit ifadesi ile başkalarının yaşam alanına ve hakların bir müdahaledir bunun adı..

Devletin tüm insanlarının namuslu yaşamasını güvence altına alması ve koruması başka bir şeydir, devletin namus bekçiliği yapması bambaşka bir şeydir.

Haaa bir de devletin asıl işi olan "yurttaşlarının namuslu yaşayabilmelerini sağlama görevi" meselesi vardır ki, oraya hiç girmeyelim... Çünkü orası bizim için çok uzak bir ütopya..

"TAVUK SUYU ÇORBA"...

Dün öğle saatleri, kardeşimle birer çorba içmek için orta alt sınıflara hitap eden bir lokantaya gittik.. Çünkü buralarda çorbalar lezzetli oluyor her nedense...
Öğle saati olduğu için memurlar, öğrenciler çok kalabalıktı, yer bulamadık.. 
Tam bu sırada dışarıya yönelirken 55-60 yaşlarında bir kadın lokantadan içeriye girip "tavuk suyu çorba"nın fiyatını sordu.
3.5 lira dedi aşçı,
Kadın geriye döndü... Çıktı ve gitti...

Biz yer bulamadığımız için daha sakin ve yine ucuz sayılabilecek başka bir lokantaya gittik. Tam oturduk çorbalarımızı içeceğiz, o kadın yine geldi ve yine "tavuk suyu çorba"nın fiyatını sordu;
Aynı şekilde "3.5 lira" cevabını aldı... Tekrar geriye döndü çıktı ve gitti...

Ağzımdaki lokma büyüdü, büyüdü ve boğazımda düğümlendi.
O an için duygularım aklımı kullanmama engel olduğu için söz konusu kadına çorba içme olanağını sağlama davranışını da gerçekleştiremedim. 
Kısa bir müddet sonra arkasından seğirttim ama, kadın çok uzaklardaydı.

İçimde biraz utanç, biraz vicdan azabı, biraz öfke ve biraz şaşkınlıkla tekrar yerime oturdum... Çorba bana baktı ben ona... İçemedim, kalktım...
Lokantacı anlamış olacak ki; başını sallayarak, "vaziyet çok kötü" dedi...

On yıllardır bu ülkeyi yönetenler, bu ülkenin halkına canı çektiği zaman fiyatı 3.5 lira olan bir kap "tavuk suyu çorba" içme olanağı sağlayamamışlarsa,
Alsınlar başlarına çalsınlar duble yollarını,
Döviz rezervlerini,
Son model arabalarını,
Koca koca binalarını,
İhracatlarını, ithalatlarını,
Büyüme hızlarını ve daha bilmem nelerini alsınlar ceplerine soksunlar.

Utanmaz insanlar...

1 Ocak 2014 Çarşamba

Arkadaşlığa Dair

Bir kez bozmaya gör...
Hafif de olsa bir kez dahi yaralanmış arkadaşlık ilişkileri ülsere yakalanmış mideye benzer...
Her ikisi de tedavi edilebilir elbette.. Her ikisi de yaşamı sürdürmeye yeterli olacak kadar sağlığına kavuşturulabilir eğer istenirse... 
Ama ne var ki her ikisi de yara almamış haldeki durumlarına bir daha asla ulaşamazlar...
Yaşarken ne arkadaşına ne de vücuduna hafif de olsa yaralar açmayacaksın, Çünkü yaralar kapansa da izi kalıyor... Ne o eski günlerdeki gibi güzel bir tadın peşinde olabiliyorsun artık, ne de o eski samimi ve güzel muhabbetin...

Etiketler:

KURTULUŞ; DOĞADIR, BÜTÜNÜN PARÇASI OLMAKTIR.

İNSANOĞLUNUN DOĞAYI BOZMADAN, DOĞA İLE BÜTÜNLEŞEREK YAŞAYABİLECEĞİ,
VE DOĞANIN ESTETİĞİNİ KENDİ ESTETİK DEĞERLERİNİN TEMELİNİ OLUŞTURACAĞI,
BİR DÜNYA MÜMKÜNDÜR ASLINDA... AMA BUNUN İÇİN;

KAPİTALİZMİN "GÖLGESİNDEN YARARLANMADIĞI AĞACI KESTİĞİ" GERÇEĞİNİN DEĞİŞMESİ,
"ASLOLAN DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEKTİR" DİYEN MARKSİZMİN, ASLOLAN DÜNYA İLE BÜTÜNLEŞEREK DÖNÜŞMEKTİR DEMEK İSTEDİĞİNİ ANLAMAMIZ GEREK...

ÇÜNKÜ TÜM İNSANLIĞIN KURTULUŞU DOĞAYA DÖNMEKTİR... DOĞAYA DÖNMEK ASLINDA İNSANIN KENDİNE DÖNMESİDİR. DOĞADA HER ŞEYİ BULUR İNSAN, DOLAYISI İLE KENDİSİNİ DE BULUR..
KENDİNİ BULAN İNSAN ANLAMLI BÜTÜNÜN SADECE BİR PARÇASI OLDUĞUNU ALGILAR VE SORUN BİTER...

İNSAN DOĞANIN BİR PARÇASIDIR... BÜTÜNÜN PARÇALARI BİRBİRİNİ TAMAMLAR, BİRBİRİNE HÜKMETMEZ... BÜTÜNÜN BİR PARÇASI DİĞERİNE HÜKMETTİĞİ AN BÜTÜNÜN, BÜTÜN OLMAKTAN ÇIKTIĞI ANDIR.

ACILARIN SONA ERMESİNİN BİRİCİK YOLU, İNSANOĞLUNUN TEK VE EGEMEN OLMAYI TERK ETTİĞİ ANDIR..

AKIL BU DEĞİLDİR... AKIL BÜTÜNÜ TAMAMLAYAN EN İŞLEVSEL PARÇADIR.. DOLAYISI İLE PROBLEMATİĞE İLİŞKİN NE VARSA HEPSİ BUDUR...

AKIL BİR GÖLDEN, BİR DAĞDAN, BİR NEHİRDEN DAHA ÖNEMLİ VE GÜZEL DEĞİLDİR... AKILLI OLMAK, PARÇADAN AYRILMAYI VE HÜKMETMEYİ HAKLI ÇIKARMAYA YETERLİ DEĞİLDİR.

AKILLI OLMAK ACI VE MUTSUZLUK GETİRMEK HİÇ DEĞİLDİR.

KURTULUŞ DOĞADADIR...
DOĞANIN İŞLEVSEL BİR PARÇASI OLMAKTADIR..

ADALAT VE AHLAK; DOĞANIN İÇİNDEDİR...
AMA BU ASLA, AKILDAN KAYNAKLANAN "GÜÇLÜLERİN AHLAKI VE ADALETİ" DEĞİLDİR...
TEK YANILSAMA BURADADIR,
BÜTÜNÜN AKILLI PARÇASI OLAN İNSANOĞLUNUN ÇÖZMESİ GEREKEN PARADOKS SADECE BURADADIR.




Etiketler: ,