DÜNYAYI TÜM DÜNYALILAR İLE PAYLAŞMA DUYGUSU VE BİLİNCİ NASIL OLUŞUR?
Çocuklara, özellikle de
okulöncesi ve ilkokul dönemi çocuklarına özenle bakar, özenle gözlerim onları.
Biraz da işimin önemli
bir parçası olduğundan olsa gerektir bu.
Söz konusu yaş grubu
çocuklarımızın belki hepsi değil ama, büyük çoğunluğunda yaşam ile ilgili
"temel hareket becerileri" ve "temel yaşam davranışları"
konusunda hissedilir ölçüde eksiklikleri ve olumsuzlukları söz konusu.
Temel hareket becerileri
dediğimiz konuya hiç girmeden, başka bir konuya "temel yaşam
davranışları" konusunun hayvanlara karşı tutum ve davranış ile ilgili
olanına ilişkin gözlemlerimi paylaşmak ve buradan da bir senteze ulaşmak
isterim doğrusu.
Örneğin çocuklarımızın
çoğunda inanılmaz ölçüde bir hayvan düşmanlığı var. Bilinçli bir düşmanlık
değil ama bu. Bu muhtemelen ebeveynlerin tutumlarından kaynaklanan hayvanlar
"pis", "iğreti", "aşağılık" "tehlikeli"
görme eğilimi ile ilgili olsa gerektir. O kadar çok çocuk kedilere tekme,
köpeklere taş atma eğilimi sergiliyor ki şaşmamak elde değil. Ve o kadar çok
çocuk kedi veya köpeklerden kaçıyor, korkuyor veya uzak duruyor ki
inanamazsınız. Oysa bu yaşlardaki çocuklar en doğal hallerine bırakıldıklarında
hayvanlar ile iç içe yaşayabilecek denli yakın olurlar.
Elbette, akvaryumda yemi,
kafeste suyu unutulan balık ve kuş edinmek suretiyle hayvan sevgisi ya da
dünyayı hayvanlar ile paylaşma duygusu ve bilinci gelişmiyor. Çünkü bu bir
yöntem değil yalnızca endüstriyel sömürünün insan-hayvan ilişkini yeniden
belirlemiş olmasıyla ilgili bir durum.
Evde beslenen hayvanlar
ile çocuklarda gelişen şey nedir derseniz; hayvanlara hükmetme ve onların
sahibi olma duygusudur derim ve tam anlamıyla önce naifçe başlayan bir
ahlaksızlığın oluşturulma sürecinden başka bir şey değildir
Çünkü canlıları ne kadar
metalaştırırsanız o kadar değersizleştirirsiniz.
Anımsayalım, kölelik
sistemlerinde insanların değersizliği, kölelerin birer meta oluşlarından değil
midir? Ve günümüzde çoğu insanlar modern köleler olarak, emeklerinin karşılığı
alamadıkları ölçüde değersizleştirilmiyorlar mı?
Her neyse.
Unutulmaması gereken
şudur;
Çocuklar dünyayı
paylaştıklarıyla beraber yaşamayı ancak bitki ve hayvanlar ile birlikte dünyayı
paylaşarak öğrenebilirler. Dünyayı, dünyada tüm var olanlar ile birlikte
paylaşmaları gerektiği duygusunu ve bilincini ancak bitki ve hayvanların da
tıpkı kendileri gibi bir yaşam hakkı olduklarını hissetmeyle mümkündür.
Bu hissetmenin yöntemi de
eşitliğe ve yaşam hakkının teslimine dayalı "doğal yaşam" içinde
bulunmaktır.
Farkında mısınız?
Her geçen gün ne kadar
çok ağaç ve ne kadar hayvan düşmanı olmaya başladık... Bu bir tesadüf müdür?
Yoksa nesilden nesile aktarılan sosyo-kültürel bir erozyonun ürünlerinden
midir?
Her şeyin ve her yerin
"en değerli varlık olan insana ait" olduğunu düşünen sapkın bir
neslin egemen olduğu bir ülkede yaşıyoruz epey zamandır.
Bunun yanı sıra pet-shop
hayvanları ve bonzailer ile hayvan ve doğa sevgisi peşinde olan bir toplum
olduğumuz da bir gerçektir.
Tüm bunlar toplumsal ve
kitlesel bir kültür erozyonu değilse başka nedir?
Doğa ve sevgisi ve
bilincinin yapay yollar ile mümkün olmadığını anlamayan bir kitleselliğin,
endüstriyel yaşamı kutsadığı bir halk ve bir ülke olmanın dayanılmaz ağırlığı
her geçen gün daha da büyümekte.
Bu farkındalığı
hissetmeye engel teşkil eden ise; daha güçlü, daha zengin olma hayalleri ve
hedefleridir. Oysa mutluluk için bunların yetmediğini anlayacağımız günler çok
uzakta değildir.
Bu halkı, bu ülkeyi ve bu
dünyayı kurtaracak olan doğanın ve doğa içinde yer alan tüm canlıların
"topyekün barışı" kurtarabilir ancak.
Doğa buna hazır.
Hayvanlar buna hazır.
Bitkiler buna hazır.
Dereler, göller ve
denizler hazır.
Peki biz hazır mıyız?
Hayır... Sadece hazır olmayan ve daha uzun süre olmayacak olan biziz...
Bir gün gelecek ve
göreceğiz "vehbinin kerrakesini"...
Etiketler: çocuklar, hayvan sevgisi


