16 Ekim 2014 Perşembe

KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN AYNASIDIR

KÜRT MİLLİYETÇİLİĞİ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN AYNASIDIR = ETNİK MİLLİYETÇİLİĞİN DOĞURGUSU BAŞKA BİR ETNİK MİLLİYETÇİLİKTİR.

Yıllardan bu yana Türk milliyetçisi olmakla övünen, hatta övünmekten öte söz konusu bu düşünce ve duyguyu ideoloji haline getirerek bundan beslenen insanların bu gün kalkıp Kürt Milliyetçiliğinden rahatsız olmaları cahilliğin bir başka boyutu değil midir?
Bugünün Kürt milliyetçilerini en iyi Türk milliyetçilerinin anlaması gerekmiyor mu? Çünkü bir etnik milliyetçiyi en iyi başka bir etnik milliyetçi anlamaz mı?
Ama hayır, zaten bu işin en ironik ve trajik yanı da budur. Çünkü etnik milliyetçiliği besleyen şey diğer milliyeti yok etme üzerine kurgulanmış bir formasyondan beslenir ve bu nedenle birbirlerini anlamamak üzerine koşullandırılmışlardır. Birisi olmadan diğeri olmaz çünkü.
Etnik milliyetçilik sosyal bir hastalıktır ve aynı türevde bir hastalık olarak doğan başka etnik milliyetçiliğin de doğuş kaynağıdır.
Milliyetçilik, Halkların bir üst kimlikte bir araya geldiği büyük bir toplum olan ulus ve ülke temelinden hareket ettiğinde ırkçılığın bitmiş ve çoktan terk edilmiş olması gerekirken, bu ülkenin sözüm ona milliyetçileri kendi içlerinde de ayrışarak kimi zaman Din ve Irk birlikteliğinden hareket ederek Alevileri, kimi zaman etnisiteden hareket ederek Kürtleri ve kimi zaman da salt siyasi ideolojiden hareket ederek genç üniversite öğrencilerini ve aydınları katletmedi mi?
Çünkü milliyetçilikte geçerli olan yasa; "Güçlü olan asıl olan" yasasıdır. Bu aynı zamanda "başat kültür", "başat ırk" "başat devlet" olgularının da temel referansıdır ve aynı zamanda faşizmin de temel formasyonunu oluşturur.
Milliyetçilik bazı tarihsel süreçlerde ve hatta hala günümüzde "bağımsız ve egemen bir ülke" olma bağlamında ne denli önemliyse, uluslararası düzeyde ne kadar değerli bir duruş için gerekli ise, özellikle ırkçılık bağlamında da o kadar önemsiz, değersiz ve felaket bir düşünce ve oluşum tarzıdır.
Kürtlerin Kürt milliyetçiliği adına yaptıkları, tıpkı Türklerin Türk milliyetçiliği adına yaptıklarının bir karşılığı ve bir sonucu olduğu unutulmamalı ve her iki ırkçı eğilim ve eylemler tümden reddedilmelidir.
Türk milliyetçileri, Kürt milliyetçilerine iyi bakmalıdırlar. Çünkü Kürt milliyetçiliği Türk milliyetçiliğinin bir aynasıdır.
Ama Kürt milliyetçileri de yakın tarihimizdeki Türk milliyetçiliğini iyi tahlil etmelidirler. Zira özellikle etnik temelli milliyetçiliğin bu vatana ve bu vatanın insanlarına ne kadar acılar yaşattığını daha iyi anlayabilmeleri biraz da buna bağlıdır.
Bize ve bizim gibi düşünenlere gelince, yani tüm etnik, dini ve siyasi milliyetçiliklerin hepsini reddeden ırksız! insanlara gelince, bizler böyle yaşamış olmaktan ve böyle düşünmüş olmaktan mutluyuz.
Evet günümüzde Kürt milliyetçileri ve milliyetçiliği bizim gibi çoğu "ırksızı" aldatmış görünüyor. Ve fakat Türk milliyetçileri ve milliyetçiliği de başından beri "ırksızlığı" savunanları "onlardan" görmüş, bu tür düşünenlere de ellerinden geleni ardlarına koymaktan geri durmamışlardır.
Bizim gibi düşünenler Türkün kardeşi Kürt, Kürdün kardeşi Türk olmaya devam etmeliyiz. Bu ülke ancak böyle düşünenler sayesinde dengesini bulacaktır. Çünkü denge birilerinin yok olmasıyla değil, birlikte var olma ile sağlanabilir.
Bunun içindir ki, kendimizi ifade etmenin araçlarından birisi olan etnik kimliğimizi her yerde ve her zaman kullanmak ihtiyacı içinde olmamayı da öğrenmeliyiz.
Bu ait olduğumuz etnik kökeni inkar etmek demek değildir. Bu herhangi bir etnik kökenin "başatlığını" kabul etmiyor olmak demektir.
Uygar olmanın ön koşullarından birisi ve belkide en önemlisi budur.

Etiketler: ,

3 Ekim 2014 Cuma

AİHM "ZORUNLU DİN DERSLERİ" KARARINA İLİŞKİN OLARAK

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunlu din derslerine ilişkin "zorunlu olamayacağına" yönündeki kararı üzerine,
R.T. Erdoğan diyor ki;
“Bu, yanlış bir karar. Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik dersinin, zorunlu kimya, zorunlu matematik dersinin tartışma konusu olduğunu göremezsiniz. Ne hikmetse zorunlu din kültürü ve ahlak dersi her zaman tartışma konusu olur. Zorunlu din kültürünü kaldırırsanız onun yerine uyuşturucu, şiddet, ırkçılık gelir”..
Hürriyet gazetesi yazarı ve bir İmam Hatip mezunu olan Ahmet Hakan da diyor ki;
“Din dersi niye zorunlu olamaz? Çünkü ebeveynlerin çocuklarına başörtüsü taktırma hakkı olduğu gibi, din dersi verdirmeme hakkı da vardır. Çünkü tek tip zorunlu din dersiyle başka türlü inançlara açık ve ağır haksızlık yapılmaktadır. Çünkü din dersi istemeyene değil, isteyene verilir. Çünkü din seçilir fizik, kimya, biyoloji, matematik seçilmez”...

DÖRT MADDEDE KISA BİR ANALİZ;
1. Tüm dünyadaki ırkçıları, şiddet yanlılarını ve uyuşturucu müptelalarını analiz ediniz çoğunun aynı zamanda oldukça dindar olduklarını ve çoğunun verdikleri mücadelenin din adına olduğunu söylediklerini görürsünüz.
2. Bir zamanlar seçmeli ders olan "Din derslerini" almayan öğrencilerin hangilerinin ve ne hakla sistematik bir biçimde hırsızlık, uyuşturucu, rüşvet, dolandırıcılık, sahtecilik, ırkçılık ve terörist olduğunu söyleyebilir ve savunabilirsiniz ki...
3. Tıpkı, her türlü haksız kazanç elde etmişlerin veya bir başkasının ekmeği ve canı ile oynamışların, veyahutta bu memlekette onlarca aydını bombalayarak öldürmüş olanların vebalini zorunlu "din dersleri" almış olmalarına ya da imam hatiplerde okumuş olmalarına bağlamamak gerektiği gibi.
Çünkü siz, din dersi almayanların ırkçı, şiddet yanlısı ve uyuşturucu müptelası olabileceklerini söylerseniz, birileri de din dersleri alanlarında uyuşturucunun, şiddetin ve ırkçılığın tam göbeğinde olduğunu söylemeleri haklı bir gerekçesini yaratmış olursunuz.
4. Sonuç itibari ile okullarımızda okutulan "Din kültürü ve ahlak bilgisi" derslerinin müfredatı ve bu dersi verenlerin inanç ve kültürleri İslamın bir mezhep olan SÜNNİ-HANEFİLİĞİ içeren bir içerikte ve pratikte oluşturulmuş ise orada aynı zamanda siyasi-ideolojik bir din ve ahlak oluşturma isteği ve kaygısından söz etmemek mümkün değildir. Olması gereken kıyaslamalı din kültürü ve değerler gelişimi içeriğindeki bir ahlak bilgisi dersi olması gerektiğidir.
Sonuç olarak, insan mensubu olduğu ve/veya olacağı dini seçme ve öğrenme hakkına elbette sahiptir. Ama öğrenmeme hakkına da sahiptir. Tabi burada çocuklar işin öznesi olunca işler karışıyor. Çocukların kendi kararlarını verecek yaşa gelinceye kadar bir inanca sahip olmaları başkadır, bir dinin inancını yaşamaları başka bir şey.. Devlet, dolayısı ile onu yönetme erkini elinde tutan iktidarlar çocukların inançlı olmaları adına onlara hizmet verebilirler, ama onlara bir dinin gereklerini bir yaşam biçimi oluşturacak şekilde dayatamazlar. Ve bunun da ötesinde çocuklar için bir çok konuda karar verme vesayeti ebeveynlerde olduğuna göre çocuklara inançlı olma ya da ahlak adına bir inancın yorum ve ideolojik boyutlara varan yaptırımlara karşı karar verme vesayeti de ebeveynlerde olmasından daha doğal ne olabilir.  
Matematik, Fizik gibi derslerin neden seçmeli olmadığı tezi ise ancak neden olmasın? diye cevaplanabilecek düzeyde bir bir tezdir.

Etiketler: