14 Kasım 2014 Cuma

Pervasızlık




Pervasızlık sözcük anlamı ile çekinmezlik, sakınmazlık ve korkusuzluk demektir.
Kişilik ve davranış bozukluğu olarak görülmesi gereken pervasızlığın zaman zaman ve görece koşullarda kabul edilebilir ya da en azından anlaşılabilir bir tutum ve davranış olabilmesi mümkündür. Örneğin ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerindeki pervasızlığın anlaşılabilir olması gerektiği gibi.

Lakin bizim sözünü ettiğimiz "pervasızlık" böylesi bir eğilim ve davranış değil.
Koca, koca adamların, yetişkinlerin, bir kurumu veya devleti yönetme erkini elinde bulunduranların pervasızlığıdır sözünü ettiğimiz.

Çekinmezlik, sakınmazlık ve korkusuzluk tutum ve davranışları eğer bir gücü özellikle de devlet gücünü elinde bulundurmadan sergilenen bir tutum ve davranış şeklinde cereyan ediyorsa bunu belli ölçülerde saygın bir tutum ve davranış olarak görmek de mümkündür. 
Ancak bir grubun, bir kurumun veya özellikle de devlet gücünü ele geçirerek veya devlet gücüne sahip olarak pervasızlık tutumu ve davranışları sergiliyor olmak, üstelik buna tüm yasal mevzuatları ve işleyişleri ekleniyor ve "pervasızlıktan hesap sorulamaz" temelinde bir sistematize etme söz konusu oluyorsa burada OLİGARŞİK ya da MONARŞİK bir tutum alınıyor ve MUTLAK EGEMENCİ davranışlar sergilenmeye başlanıyor demektir.

Pervasızlık, bir insanın başka bir insanın yaşamına,özlük haklarına yönelik keyfi bir çekinmezliği, keyfi bir sakınmazlığı ve keyfi bir korkusuzluğu üretiyorsa orada anti-demokratik olmanın da ötesinde oligarşik ya da mutlak monarşik bir sistemin egemenliği söz konusudur.

Bakınız lütfen, Türkiye'de parasal olsun, kurumsal olsun ve özellikle de devlet ile ilgili olsun belli bir güce sahip olan çoğu kişi PERVASIZDIR.

Çünkü kim olursa olsun, ne iş yapıyorsa yapsın, nerede ve hangi mevkilerde olursa olsun HESAP VERİLEBİLİRLİĞİN OLMADIĞI toplumlarda ve ülkelerde PERVASIZLIK tavan yapar.

Osmanlı dönemleri de dahil olmak üzere Anadolu toprakları ve Türkiye çok uzun tarihten beri PERVASIZlĞIN ve dolayısı ile PERVASIZLARIN ülkesidir. Ve asıl endişe verici olan şey ise tam tersi olması gerekirken, pervasızlığın da ve pervasızların da giderek artıyor oluşudur.

Bu memleketin insanları pervasızlığı ve pervasızların olmadığı bir yaşamı kurabilecek erdemi ve gelişmeyi sağlayabilirse, her şey ama her şey çok daha güzel olacaktır.
Çözüm nedir derseniz?
Herkes için hesap sorulabilir ve hesap verilebilir bir hukuk devletidir elbette.











Etiketler: , , ,

3 Kasım 2014 Pazartesi

DÜRÜSTLÜK

Evet, memleketi ve dünyayı kurtaracak olan şey sadece budur.
Memleketi ve dünyayı kurtaracak olan "dürüst insandır". 
Yetenekliyi, okumuşu, becerikliyi bulmak kolay, ama dürüst insanı bulmak zor ve giderek daha da zorlaşıyor.

Düşmanına ve sevmediğine karşı dürüst olmak,
"Benden" ya da "bizden olmayan" dediğin herkese karşı dürüst olmak,
Güçlüyken güçsüze karşı dürüst olmak,
Dindarsan dindar olmayana karşı dürüst olmak, dindar değilsen dindara karşı dürüst olmak,
Amirsen memura karşı, memursan amire karşı dürüst olmak,
v.b

Peki nedir bu dürüst olmak?
En temel ve basit ifadesi ile "Doğruluk" demek... Peki "doğruluk" ne demek?
İşte bütün mesele "doğruluk" denilen şeyde düğümlenip kalıyor.
Çünkü düşmanına ve sevmediğine karşı yaptığın her şeyi doğru görebiliyor insan. Benden ya da bizden olmayan dediğine karşı yaptığın tüm uygulamalar doğru gelebiliyor bir çok insana.
Çünkü doğru bildiğimiz şeyler bizim bir müddet sonra dürüstlüğümüz oluyor.
O zaman ortaya çıkan şey, herkesin doğru bildiği ve sandığı ne varsa bunlar aynı zamanda o insanın dürüstlüğü oluyor ki; değerler erozyonu veya karmaşası denilen şey de tam olarak işte budur.

Örneğin bir üniversitede kendinden gördüklerine kadro veren bir Rektörün, kendinden görmediklerine kadro vermiyor oluşu onun doğruluğu dolayısı ile de dürüstlüğü olabiliyor aynı zamanda.

Bir polisin gösteri yapan birisini öldürmesi ya da bir başkasının işkence yapıyor olması onun "görevi gereği doğrusu" dolayısı ile doğruluğu olabilirken bu doğruluğu onun dürüstlük algısı ile çelişmiyor.

Bir tefecinin bankacılığa doğru evrilen faizciliği doğruluğu dolayısı ile de dürüstlüğü değil midir aynı zamanda?

Bütün mesele doğrunun ve doğruluğun evrensel standartlarda yasalar ile güvence altına alınmasındadır. Buradan hareketle dürüst olan ve olmayanın yaşamsal boyuttaki varlığının sorgulanıp sorgulanamıyor oluşuyla ilgilidir. Ancak yasalar sayesinde doğruluk ve dolayısı ile dürüstlük göreceli olmaktan çıkabilir.

Aksi halde herkes kendi dünya görüşü ya da kendi oluşturduğu sistematiğe veya angaje olduğu gruba uygun davranışlarını doğru görecek bundan dolayı da dürüstlüğü konusunda bir kuşkuya ya da öz eleştiriye ihtiyaç duymayacaktır.
Dürüst insan tipini yaratmak ne sihirli değnek değmişcesine oluşur, ne dinsel ögeler bunu sağlayabilir (çünkü din adına yaptığı her şey onun doğrusudur), ne gelenekler ile böylesi bir toplumsal değerlere ulaşılabilir. Bunun biricik yöntemi herkes için eşit, adil ve uygulanabilir evrensel değerler ile belirlenmiş yaptırımlar sayesinde gerçekleştirilebilir.
Uygar ülkeler bu işi kurallar ve yasalar ile başardılar.
Ama o kuralların ve yasaların herkese yönelik ve herkes için uygulanabilirliği ön koşulu "dürüst insan tipine" ulaşmanın yegane yöntemidir...

Etiketler: