28 Aralık 2014 Pazar

Erdemlilik Terketmek Değil, Kalabilmektir


Terk etmek erdemlilik falan değildir.
Çoğu zaman kaçıştır. Kimi zamanda çaresizliğin dışa vurumudur.
Kimi zamansa daha iyi koşullarda yaşama isteği ve tercihidir.
Tekrar ve daha güçlü dönmek üzerek terk etmeler toplumsal bir amacı içermiyorsa, başlı başına kişisel oportünist bir tutum ve davranış anlamı taşır.
Belki bir koşulla erdemliliktir terk etmek; Terk ettiğin yer, terk edilen yerden daha iyi ve daha güzel olsa dahi ya da terk ettiğin yerde, terk edeceğin yerden daha fazla olanaklara ve yaşam düzeyine sahip bulunuyor olsan dahi yine de terk etmeyi göze alıyor ve terk ediyorsan bunun bir anlamı ve gereği olmalıdır.
İşte bu anlam ve gerekliliktir erdemliliği oluşturan.
Ülkemizde özellikle son yıllarda mevcut yönetimin ve onun izinden yürüyen çoğu kamu kurumunun çalışanlarına yaşattığı haksız olumsuzluklar çoğu kişi için bir kaçış ve terk edişi de beraberinde getirmiştir. Tabi kaçış ve terk ediş olanakları varsa.
Bazı kişiler içinse yaşamış oldukları olumsuzluklar göz önüne alınsa dahi "terk ediş mağduriyeti" asla söz konusu değildir. Bu olsa, olsa terk edişin suçluluğunu bastırma duygu ve düşüncesinin bir ifadesi olsa gerektir. Çünkü söz konusu bu kişiler "göçe zorlanmaktan" daha çok göç etmeyi uygun bulmanın, diğer bir söylemle daha iyi koşullara yelken açmanın örneğini oluşturmaktadırlar.
Bunun bir suç ya da kötü bir davranış olduğunu söylemek mümkün değil elbette. Ama daha iyi koşullar için terk etmeyi, "terk etmek zorunda kalmak" şeklinde ifade ediyor olmak hiç de şık bir davranış değil doğrusu. Hele hele bu tür gidişleri "terk etme erdemliliği" olarak sunmak ise karşındakileri enayi yerine koymak değilse nedir?
Velhasıl terk etmek kolaydır. Zor olan ne pahasına olursa olsun kalmaktır.
Terk etmemektir asıl erdemlilik...
Yanında olduklarını, yanında olanları, yaşadığın coğrafyayı terk etmemek, hele hele terk edeceğin daha iyi koşullar olsa dahi terk etmemektir erdemlilik... 
Baskılar, ötekileştirmeler, dışlamalar, hak ihlalleri ve daha nice gayri insani tutum ve davranışlara karşın yılışmadan, eğilmeden kalabilmektir erdemlerin en büyüğü...


Etiketler: , , ,

CEMAATLERE KARŞI OLMAMAK NE ANLAMA GELİR?


Baştan söylemeliyim ki; Selahattin Demirtaş yaşam tutarlılığı, duruşu ve zaman, zaman ortaya çıkardığı toplumcu bakış açısı ile saygınlığı olan bir kişiliktir. Bu yazı onun kişiliği ile değil, oynadığı rol ve bir ifadesinden yola çıkarak durum değerlendirmesini amaçlamaktadır.
            Biliyorsunuz HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş; “Biz cemaatlerin varlığına karşı değiliz, İnsanların dini inançlarını cemaatler aracılığıyla yaymasına karşı değiliz. Dini cemaatlerin kendisi meşru yapılardır" demişti.
Demirtaş’ın bu ifadesi çok yadırganacağını sandığım bir ifade olmuştu. Çünkü uygar toplumlarda cemaat türü yapılanmalar olmaz, sivil toplum örgütleri olur. Cemaat türü yapılanmaların doğallığı şeyhler, şıhlar türü buyruk ve fetva kurumlarının da doğallığı anlamına gelir ki; uygar ve toplumcu yönetim ve yaşam biçimlerine ters bir oluşumdur bu. Bir arada olmaları mümkün değildir. Birisi varsa diğeri olmaz/olamaz.
Ama yanılmışım. HDP'nin içinden veya dışından, diğer tüm Kürt hareketini destekleyen muhalif gruplardan, yazar çizer takımından bir yadırgama ve bir karşı duruş söz konusu olmadı. Olacaksa bile henüz olmadı.
Peki bu durumda ben veya benim gibi çoğu "toplumcu ve sınıfsal bakış açısına sahip muhalif" kişilerin aşağıdaki belirtildiği gibi düşünüyor olmaları hakkı ve gerçekliği ortaya çıkmaz mı? Ayrıca ortaya çıkan söz konusu bu düşünceleri anlayışla karşılamak gerekmez mi? 
1. HDP, BDP ve diğer öncelleri gibi öncelikle Kürtçü bir partidir.

2. HDP ve Kürt hareketini destekleyen çoğu grup kadrocu ve biatçı bir yaklaşım içindedirler. Lider durumundaki kişinin eleştirilmesi ve söylediğine karşı çıkılması söz konusu değildir. (Erdoğan'ın her söylediğinin partili veya seçmenlerince kabül görmesi ve alkışlanması ile bunun arasında ne fark vardır?)

3. HDP ve Kürt hareketini destekleyen muhalif grupların birincil hedefleri sömürü düzeni, kapitalizm ve feodalizm değildir.

4. Feodalizmden kurtulmanın Kürt halkının en önemli ve en gerekli konu ve sorun olduğu HDP ve ilgili muhalif gruplar tarafından kabul görmemektedir.

5. Türkiye'de feodalizmin pratiğini oluşturan cemaatler, aşiretler, şeyhler ve şıhlar olgusunun HDP ve ilgili diğer muhalif gruplar tarafından çözümlenmesi gereken bir sorun olarak görülmemesi, özerklik ya da bağımsızlık durumunda nasıl bir Kürt toplumu ve halkı amaçlandığını da ortaya koyacak niteliktedir.

6. Bu durumda çoğu insanın Kürt hareketlerinin tarihsel süreci de göz önüne alarak temel hedefinin ve mücadele alanının tamamen "Türkiye Cumhuriyeti" olduğunu, Kürt halkının uygar ve laik bir toplum olması ile ilgili olmadığını düşünmelerinden doğal ne olabilir ki? 


Etiketler: ,

20 Aralık 2014 Cumartesi

KÖTÜSÜNÜZ

Bir sokak köpeğinin başını ya da bir sokak kedisinin sırtını okşamaktan kaçınacak kadar nefret dolusunuz,
Ağacın doğal olanını kesecek, çimenin doğal olanını kazıyacak kadar sevgisiz,
Ama şehirleri endüstriyel ve pahalı ağaçlar, çiçekler ve yapay çimlerle güzelleştirmeye çalışacak kadar ikiyüzlüsünüz,
Karga sesinden rahatsız olup, ağaçlara konmasınlar diye tüm dalları budayacak kadar acımasız,
Geceleri ağaçları, köprüleri ve binaları ampullerle ışıl,ışıl aydınlatacak kadar görgüsüzsünüz,
"Yaradılanı severiz yaradandan ötürü" lafını söylerken yalancı, yaratılanların acılarına ve ölümlerine bakıp yaratanı hiç aklına getirmeyecek kadar insafsızsınız,
Derelere set çektiğiniz için kötüsünüz,
Arsaları, alanları, meydanları betona gömdüğünüz için kötüsünüz,
Para ve Güç ile ilgili olmayan hiç bir şeyi sevmediğiniz için kötüsünüz,
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığınız için kötüsünüz.
Kötüsünüz kardeşim kötü...


Etiketler: