30 Temmuz 2014 Çarşamba

2014 YILINDA NAMUSLU KADIN TANIMINDAN HAREKETLE BİR KAÇ SÖZ..

“Haya meselesi çok önemlidir. Kadında olsa daha da güzeldir. İffet de çok önemli. Sadece bir isim değil, kadın için bir süstür iffet. Erkek için de bir süstür. Erkek zampara olmayacak. Kadın da iffetli olacak. Mahrem-namahrem bilecek. Herkesin içinde kahkaha atmayacak. Bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak. İffetini koruyacaksın!” diyor Bülent Arınç. 

Buradaki paradoks Bülent Arınç'ın daha çok kadın üzerinden yaptığı "namuslu insan" tanımlamasının ağırlıklı olarak kadın üzerinden yapılması değildir.. Dikkat edilirse zat-ı muhteremin namusluluk tanımlamasında kadına düşen rol daha fazladır ve tamamen cinsiyetçi davranışlar ile açıklanır. Bu başlı başına bir garabet, başlı başına cinsiyetçi bir bakış ve egemen cinsiyetin erkek olduğu kabulüne dayalı bir görüşün yansımasıdır.

Aslına bakarsanız tutarlıdır adam... Fikir ve zikir konusunda yani...

Ama buradaki asıl paradoks, kadının namuslu olmasındaki rolünü böylesine tanımlayan ve ortaya koyan  kişinin ve mensup olduğu partisinin iktidarının temel aktörlerinin sözünü ettiği kadınlar olmasıdır. İşte o kadınlar, yani sözü edilen "namuslu kadınlar" söz konusu kişi ve onun partisinin iktidar olmasını sağlayan kadınlardır. Günümüzde ev kadını statüsüne sahip, okuma yazma oranı düşük, herhangi bir entellektüel ilgi alanı olmayan kadınlarımızın % 60'ı bugünün iktidarının seçmen aktörleridir. Bunlar araştırmalar ile ortaya koyulmuş gerçek verilerdir.

Durum böyle olunca iffetli kadın tanımının "ulu orta kahkaha atmayan", "erkeği görünce hafif kızaran" ve "gözlerini kaçıran kadın" olarak yapmak oldukça tutarlı görünmektedir aslında... Çünkü sözü edilen kadınlar hem yönetilmeye hem de daha önemlisi adı demokrasi olan ve göstergesi sadece seçim olan ilkel demokratik rejimlerde "mutlak yöneteni" seçecek  kişiler olunca, onların "iffetli olması" elbette muteber ve tercih nedeni olmaktadır.

Bir de asıl olarak "namus" meselesini cinsiyetçi bir bakış açısıyla cinsellik üzerinden değil de yalan, hırsızlık, riyakarlık, ikiyüzlülük, tembellik, hak etmediği halde verilene hayır dememe, dedikodu, ispiyonculuk, işbirlikçilik gibi sosyal kimlik ve kişilik üzerinden yaşamla ilgili olarak ele almak gerekmez mi?  
İşte o zaman görürüz ki; namusluluk tanımlamasında kadınlar ve erkekler diye bir ayrım yapılması olası değildir. Tüm insanlar namus konusunda öyle ya da böyle defoludurlar. Özellikle de bu anlamda "namussuzluk" evrensel bir dert olduğu kadar daha çok da kültür, az gelişmişlik, kapitalizm ve feodalizm ekseninde  değişiklikler gösteren bir davranış biçimidir.

Etiketler: , ,

28 Temmuz 2014 Pazartesi

" İYİ İNSAN - VİCDANLI İNSAN "

Genel olarak vicdansız cahilden katil, vicdansız okumuştan hırsız çıkar.
Yani asıl dert vicdansızlıktır...
Lakin vicdanlı insan yetiştirmek diye bir şey yoktur. Vicdan zamanla edinilen göreceli bir duygudur. Akıl ve kültürel genlerle yakından ilgilidir.  
Aslında "iyi insan" yetiştirmek diye bir şey vardır. 

İşi vicdana bıraktığımız an bittiğimiz andır. Çünkü vicdan işin içine girdiğinde seküler yaşamı metafizik kural ve ilkeler ile düzenleme başlar. Söz konusu kurallar ve ilkeler dünyevi ve evrensel olmaktan çok bireysel ve subjektif olmak zorundadır. Çünkü "doğru" ve "iyi" olanı belirleyen göreceli bir bir yada bir kaç gücün tahakkümüne kalır. Hepsinin de referansı Tanrıdır. Oysa Tanrı asla böyle bir düzen ve böyle bir dünya yaşamı öngörmemiştir. Bu Tanrı adına hareket ettiğini sanan ve söyleyenlerin "güç sahibi" olmaktan başka derdi olmayanların işidir. Kaos, adaletsizlik ve zulüm üretir.
Vicdan insanın içsesidir. Ama hayat birilerinin içsesine bırakıldığı anda lütuf düzeni egemen olmaya başlar.
İyi insan doğal olarak vicdanlı insandır. Ya da vicdanlı olmasına da gerek yoktur. Çünkü iyi olan iyi işleyen bir düzende vicdana gerek de yoktur. 
Vicdanlı insan da elbette iyi bir insandır. Ama buradaki iyilik göreceli ve işi şansa bırakan bir anlayışın ürünüdür ki, bundan birçok insan hiç fayda sağlamaz ve tarih boyunca da sağlamamıştır. İyi işleyen bir yaşamı vicdanlı insanlara bağlamak büyük bir hatadır.
İyi insanı yetiştirerek iyi bir yaşam kurmak daha mümkün iken neden "vicdanlı insan" beklentisi ile ya da birilerinin vicdanlı olmasını bekleyerek yaşam düzenlemek büyük kaos ve adaletsizliklerin temel nedenidir.
Dünyanın, özellikle de geri kalmış ve gelişme çabasındaki toplumlarındaki açmazların temel nedeni budur.

Geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemine baktığınızda oralarda "iyi insan" yani kurallara ve ilkelere uyan, araştıran ve sorgulayan seküler dünya insanı yetiştirilmediğini, daha çok dindar dolayısıyla da sözüm ona vicdanlı insan yetiştirmeye odaklı bir eğitim modeli görürsünüz.
Bu inançlı olmaya karşıtlıktan ziyade, inançlı olmanın dünyeviliği ile ilgili sorunsala bir karşıtlıktır. İnsanların dindar kılınarak onların adil ve vicdanlı olmalarını sağlamak asla mümkün olmamıştır.

Etiketler: ,

16 Temmuz 2014 Çarşamba

FUTBOLDA ALMANYA ÖRNEĞİNDEN YOLA ÇIKARAK...



ALTYAPI BAŞLANGIÇTIR, BAŞLANGIÇ HER ŞEYDİR, 
DOĞRU ALTYAPI DOĞRU BAŞLANGIÇ DEMEKTİR, 
DOĞRU BAŞLAYAN HER ŞEY EĞER DOĞRU DEVAM EDERSE "GELİŞİM" DENEN ŞEY GERÇEKLEŞİR.

Almanya Löw'ün dediği gibi bir günde dünya şampiyonu olmadı. 

2000'li yıllara doğru futbolda göreceli de olsa geriye düşen Almanya ciddi bir altyapı hamlesi başlattı. Bunun için "altyapılarda futbol akademileri" projesini yaşama geçirdi.

2014 dünya kupası meyvesi işte bu akademilerin 10-15 yıllık bir sürecinin doğal sonuçlarıdır.

Burada öncelikle dikkat edilecek nokta; Söz konusu bu proje Löw'e ya da bir başkasına "Almanya Futbol Direktörü" gibi megalomanik paye ve ünvanlar vererek değil, zaten var olan iş ahlakı, iş sorumluluğu, iş üretkenliği, değerli emek ve bilimsel temelden hareket eden geniş bir kadronun işe koşulmasıyla gerçekleşmiştir. 

İşe koşulan insanlar eski profesyonel futbolcu veya değil diye ayrıma tabi tutulmamış, özellikle okuyan kendini geliştiren, yenilik ve gelişmelere açık özellikle de "çocuk ve genç futbolundan" anlayan eğitmenlerden oluşturulmuştur. 

Projenin esası, Almanya Futbol Federasyonunun, 2002 yılında Bundesliga ve 2. ligteki tüm takımlara altyapı akademisi kurma zorunluluğu getirmesidir. Dikkatinizi çekerim altyapı takımları kurma zorunluluğu değil, altyapı akademileri...
Kulüplerin kasalarına, geleceğin yıldızlarını yetiştirmeleri için 900 milyon euro finansman sağlandı. Ve bunlar sistematik bir biçimde denetlenerek değerlendirmeleri gerçekleştirildi.
Yetenekli oyuncuların keşfedilmesi için kapsamlı bir tarama sistemi oluşturuldu. Bu tarama işinin ciddi, objektif olması yanında pedagojik koşullara uygun olduğunun altını çizmek gerekir. Yani boya, kiloya veya maç içinde bir kaç motor davranışa bakarak ilkel bir taramadan söz edilmediğinin bilinmesi gerekir. 

Çocuk yaşta keşfedilerek amaca uygun olarak yetiştirilen çocukların bazıları alt seviyede olmasa dahi bir üst seviyelerde keşfedilme imkanları buldular. Çocuklara "bundan bir şey olmaz" gözüyle bakılmadığı gibi, her çocuğun gelişim sıçramasının bazı dönemlerinin olabileceği göz önünde tutuldu hep. 

İşte bu gün özenerek ve övünerek izlediğimiz Mesut Öziller, İlkay Gündoğananlar, Nuri Şahinler çok katmanlı bu altyapı sisteminin ürünleri olarak Almanya ve Dünya futboluna kazandırıldılar. 
Almanya, bu büyük altyapı hamlesini belli bir süreçte bırakmadı. Olması gereken oldu ve yetiştirdiği genç oyunculara büyük bir cesaretle görev verdi. Tarihinin en genç kadrosuyla gittiği 2010 Dünya Kupası’nda yarı final oynadı. 2 yıl sonra Avrupa Futbol Şampiyonası’nda bir kez daha son dörde kaldı. Ve ardından birbirinden yetenekli oyuncuların bulunduğu bu takım, daha çok da "takım" olma özelliğini öne çıkararak 2014 Dünya kupası şampiyonu oldu.

2010-2011 sezonu itibariyle Bundesliga'da forma giyen 525 futbolcunun 275'i kulüplerin altyapısından yetişen oyunculardan oluşmaktadır. Bu rakam giderek artmaktadır. Bu altyapıya verilen önem ve değerin pratiğe yansımasının sağlanması ile gerçekleşmektedir.

Bayern Münih'in bugün ortaya koyduğu futbolun içinde Thomas Müller, Toni Kroos, Bastian Schweinsteiger ve Philipp Lahm gibi altyapı ürünleri vardır.

Mesut Özil, Sami Khedira, Per Mertesacker, Lukas Podolski gibi yurtdışında forma giyen yıldız oyuncular sözü edilen altyapı projesinin ürünleridir. 

Almanya'nın 2009’da Avrupa 21 Yaş Altı Şampiyonu olduğu takımda yer alan Neuer, Höwedes, Mesut, Boateng ve Hummels Khedira 2014 dünya kupasında yer alan oyunculardı.

Türkiye'deki futbol camiasının başta Federasyon olmak üzere, Fatih Terim ve onun anlayışındaki tüm futbol aleminin böylesi bir projeyi hayata geçirecek tesisleri, paraları ve yaptırım güçleri olduğu halde birikimlerinde ve hayatı algılayış biçimlerinde sorunlar nedeniyle mümkün görünmemektedir.
Çünkü futbol camiasının geneli popüler kültüre teslim olmuş ve var olan sistemi devam ettirerek konumlarını korumak ve sürdürmek peşinde olan insanlardan oluşmaktadırlar.

Başta süper lig takımları olmak üzere hiç birisinde altyapıya özen, güven ve büyük yatırımlar yoktur. Çoğu eski profesyonel futbolcunun egemenlik kurduğu ve kendini konumlandıracağı bir yer olarak algıladığı ve sadece bir şube görünümü sergileyen altyapılar, sadece akademi liglerine takım kurmak peşinde olan birimlerdir.

Bunun yanı sıra altyapılar çoğu antrenör adayı için hedefe ulaşılmak için bir geçiş yeri, öncelikle kapılanacağı bir yer olarak görülen, orada çalışmanın statü ve ekonomik gelir açısından çok değerli görülmediği bir alandır. 

Türkiyede altyapılardan üstyapılara uzanan süreç oyuncu akışını ve değerlendirmesini sistematik bir biçimde işleyecek bir düzene kavuşturulamaz, bunun için gereken nesnel koşullar yaratılamaz ise, tesadüfi olarak 20 yılda bir Arda Turan ve benzeri futbolcuların durumu idare etmeye devam edip gidecektir bu ülke.

Etiketler: , , , ,

13 Temmuz 2014 Pazar

2014 DÜNYA KUPASI ALMANYA'NIN... SÜRDÜRÜLEBİLİR KALİTE KAZANDI...


DÜNYA KUPASINDA OYNADIĞI TÜM MÜSABAKALAR BOYUNCA “SÜRDÜRÜLEBİLİR KALİTE” AÇISINDAN DA, BİR MAÇLIK PERFORMANS AÇISINDAN DA KUPA HAK EDENİN OLDU.  YANİ ALMANYA'NIN OLDU...

2014 Dünya Kupası grup maçlarından itibaren Almanya’nın neredeyse en hatasız oynayan takım olması, alan savunması ve hücum varyasyonları açısından en istikrarlı oynayan takım olması ve elbette maçın başından sonuna kadar dikkati ve konsantrasyonu hiç bozulmayan takım olması onun dördüncü kez dünya şampiyonu olmasını hak ettiğini gösteren özelliklerinin başında geliyordu.

Almanyanın final maçındaki 4:2:3:1dizilişindeki şaşırtıcı kişi elbette Kramerdi. Niçin Kramer ile başlanıldığı konusu ise Khedira’nın muhtemel sakatlığı olsa gerekti. Ancak buna karşın yinede Kramer ile oyuna başlama çok anlaşılır bir seçim değildi ve nitekim Kramer’in zorunlu değişikliğinden sonra oyuna alınan Schürle Arjantin'in hızının kesilmesi ve Almanya’nın ofansif hız kazanmasına belirgin katkı sağladı.  

Yine hücumda son noktalarda Klose ve Müller ikilisiyle oyuna başlayan Almanya her halükarda maçı uzatmalara götürmeden almanın peşindeydi ama buna karşın 4:4:2 dizilişindeki Arjantin, Almanya’yı ileriye çıktığında kaptığı toplarla ve hızlı atılan paslar ile Almanya savunmasını dengesiz ya da eksik yakalamayı planlamış gibi görünüyordu. Bu düşüncesinde haklı olduğu iki savunma hatası ile ve ters toplarda üç kez dengesiz yakaladığı Almanya savunması ile ortaya çıktı ama işi gol ile sonlandıramadılar. Almanya ise belki de tüm maçlar boyunca ilk kez bu denli hata yaptı.

Almanya ‘da Boateng ve Hummel çok başarılı iki stoper.  Hummel’den maç boyunca sadece tek bir hata geldi o kadar. Boateng ise neredeyse sıfır hata ile oynarken ilk toplara müdahale konusunda da çok etkili oldu. Pas hatası ise neredeyse yok gibiydi. Lahm ve Höwedels’in ileriye yönelik oynamaları önde oynayan orta oyun kurucular Swanstager'in göreceli ama Kross’un ofansif oyunu Almanya’yı topa daha sahip ve daha dominant bir takım yaparken, bu durum etkili ve hızlı ters toplarda ve paslarda zaman zaman dengesiz yakalanmalarına yol açsa da, onları farklı kılan temel özelliklerinden olan geriye dönüşlerdeki çabukluk ve sorumlulukları davranışlarındaki mükemmellik sorun yaşamalarını önledi.

Arjantinin Lavezzi’yi oyundan alıp Agüelero’yu oyuna alması oyun sistemini 4:4:3 formatına dönüştürmesi ve oyunu rakip yarı alana yıkmayı düşündüğünü, rakip ceza alanı içine biraz daha fazla girebilmeyi isteğini gösterirken, bunu çok fazla ve istediği gibi yapamaklarını da belirtmek gerek. Burada da Almanya orta alanının başarısının altının çizilmesinde yarar var. 

Arjantinin oyun anlayışı değişikliği kendileri açısından oyun hızının azalmasına neden oldu. Buna bir de yan oynamayı seven ve sakin Gago değişikliği ve de hızlı ama ceza alanı içinde becerisi düşük Paleceo değişikliği de eklenince Almanya'nın işi penaltılara kadar götürmeyeceği neredeyse belli olmaya başlamıştı.
Arjantine karşın Klose'nin  yerine Götze değişikliği çok iyi bir hamleydi. Götze’nin gol atmasında çok ceza alanı çevresindeki mücadele eden ve topa sahip olan oyunu Almanya orta alanın daha ofansif olmasına yardımcı olacak bir sonuç doğurdu. 

Almanya maç boyunca genel olarak baskın olduğu oyunda Arjantin'in çok başarılı adam ve alan savunmasını aşabilecek pozisyonları üretebilmiş olsa skor daha farklı olabilecekti . Hava toplarında olsun, içeriye atılan toplarda olsun ilk müdahaleler oldukça başarılıydı. Ama bir takım ceza alanı çevresinde çok dolaşıyor, top yapıyor, içeriye kat etmeye çalışıyor, ortalar yapıyor ve çizgilere kadar inebilmek için tüm seçenekleri deniyorsa 120 dakika içinde gol atması da olağan birdurumdur. Ve olması gereken olmuştur ve Almanya golü bulmuştur. Golde Götze'nin göğüs kontrolünden sonra topu düşürmeden vurma becerisi golü yaratan beceridir. Çünkü kalecinin ikinci bir hareketi yapma olanağını ortadan bu vuruş, savunmanın da yetişme imkanını ortadan kaldırmıştır. Ama Götzeye atılan pas Almanya'nın üretkenlik arayışının futbol tekniği ve taktiği bileşiminin bir ürünü olarak kaydetmek gerekir.

İlginç ve betimleyici bir örnek olması açısından belirtiyorum; bir dünya kupası finalinin 80.dakikasında bir takımın sol beki (Höwedels) ile stoperinin (Hummels) rakip ceza alanı içindeki bir pozisyonun aktörleri olması, o takımın nasıl bir futbol anlayışı ve devamlılığına sahip olduğunu göstermiyor mu?  
Çoğalmak dediğin bu olsa gerek. Düşünün solda da sol bek Lahm orada. Bunlara Mesut'u Kross'u Mülleri ve Götze'yi ekleyin tam yedi oyuncu Arjantin ceza alanı içinde ve çevresinde. Geriye doğru kademeli ve genişliği sağlanmış kaleciyle beraber dört oyuncu...

Arjantin'de Garay, Demichelis, Mascerano'nun ve orta saha da iki adamın neredeyse yarı alanı hiç geçmediklerini ya da daha doğru söylemiyle geçemediklerini belirttiğimizde gol atma işini bireysel beceriler ile hızlı pas ve arkaya atılan toplara bağladıkları görece olarak daha göreceli daha ilkel bir oyun sistemini benimsedikleri ortaya çıkar.

Kim kazandı?  Almanya. 
Neden? Çünkü müsabaka anında grup, bölge ve alan oyunlarında daha iyi oldukları için. Dahası her türlü oyun programı değişikliğine hemen adaptasyon sağlayabildikleri için.Takımlarını bir oyuncunun olağan üstü performansı ile şampiyon yapamayacakları inancı, donanımı ve değerlerine sahip oldukları için.

Arjantin istediği ve umduğu fırsatları bulmasına karşın olmadı. İyi analiz edildiğinde görülecektir kiyakalanan fırsatlar grup ya da takım oyunu marifetinden çok bireysel marifetlerden ortaya çıkan fırsatlardır. Oysa futbol bir oyundur ve oyun çoğu zaman herkesin işin içinde olduğu şekilde daha iyi oynanır. 

Son söz, kıssadan hisse olsun diyelim ve şöyle bağlayalım;
Bilindiği üzere Löw sadece Almanya Milli Takım Teknik Direktörüdür. Yani “Almanya Futbol Direktörü” değildir. Almanya’nın futboldaki başarısı bir kişinin unvanların en büyüğünü almasıyla ve her şeyden sorumlu yegane ve ulu bir insan olmasıyla değil, futbolu kurumsallaştırmasıyla ve altyapısını en az üstyapı kadar önemli ve değerli tutmasıyla gerçekleşmektedir. Bunlara bir de okullardaki beden eğitimi ve spor faaliyetlerindeki olanak ve fırsatları eklerseniz başarının tesadüfi olmadığını ve sadece inanç ve motivasyon ekseninde gerçekleşmediğini daha iyi anlarsınız.

Bizimkilere duyurulur ama bizimkiler bunu anlayacak birikim, değer ve kollektivist bir iş algısına sahip olsalardı zaten bu gün Türkiye'deki futbol adına başka şeyler konuşuyor olurduk.







Etiketler: , ,

9 Temmuz 2014 Çarşamba

BREZİLYA YENİDEN “TOPLUMSAL FUTBOL DEĞERLERİNE” DÖNMELİDİR.

Sosyolojik ve Felsefi Bir Analiz


Şili, Kolombiya, Kosta Rika ve Meksika üzerinden yürüyen o güzelim "Latin Futbolunu" bırakıp, asla aslı gibi olamayacağın ve kültürel genetiğine hiç de uymayan Avrupa ekolü temelinden bir futbola kayarak, sözüm ona "tereciye tere satmaya çalışmanın" bir sonu olmalıydı ama değil mi ya...

Avrupa ekolü futbolunun en önemli temsilcilerinden Almanya'dan böylesi tarihi bir dersi almak Brezilya için özüne dönmenin miladı olmalıdır ve büyük bir olasılıkla olacaktır da.

Avrupa'ya oyuncu ihraç etmek başka, Avrupa'ya ihraç ettiğin oyuncular ile Avrupa futbolundan yürümek başka şeydir. Sen bunu anlamadıysan, bir gün birisi gelir ve bunu sana anlatır.

Avrupa'ya ihraç ettiğin oyuncular ile Avrupa futbolu oynamaya çalışmak on yıllarını verdiğin ve senin folklorik bir özelliğini yansıtan futboluna ihanet etmektir. Değerlerine asla ihanet etmeyeceksin. Değerlerini geliştirebilir, reforme edebilir ve yeniden sentezleyebilirsin ama yeni baştan bir kimlik kazanmak sanıldığı kadar kolay bir şey değildir.

Bakınız Avrupa Futbolu kendi ekol değerlerini koruyarak üzerine eklemlemeler yaparak daha ileriye yöneldi ve kendini yeniden geliştirerek dönüştürdü. Bunu yaparken bireycilikten arındırılmış bireyselliği takım oyununa entegre ederek varyasyonu daha bol bir hücum futbolunu sentezledi. Yani Latin Amerika futbolunu değil, Latin Amerika futbolunun bazı özelliklerini kendi futboluna entegre etmeyi başardı. 

Avrupa Brezilyalı futbolcuları oynatarak Brezilyalı futbolcuların özelliklerinden yararlanırken kendini sentezleyerek dönüştürürken asla kendi ekolünü terk etmemeyi bilinçli olarak tercih etmiştir.

Brezilya ise Avrupa'da oynayan futbolcularının dönüşümü ile kendini sentezleyerek geliştirmek yerine, kendini değiştirmeyi tercih etmiş ve böylece kendi futbolunu oynamaktan vazgeçmiştir.

Değişim yeniden var olmak değildir. Diyalektiğin gereği doğal bir biçimde eklemlenerek dönüşmektir. Dönüşmek başkalaşmak değil evrimleşerek yaşamaya devam edebilmektir. Yaşamın her alanında bu iş böyledir. 

Futbolda da böyledir...   


Etiketler: ,

ALMANYA 7- BREZİLYA 1; BREZİLYA İÇİN BİR DÖNEMİN BİTİŞİ, YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGIÇ MİLADI


2014 Dünya kupası yarı finalinde oynanan Almanya, Brezilya maçının muhteşem bir maç olacağını ve Almanya’nın bir adım önde olduğun ile ilgili öngörü yapmak elbette mümkündü ama, müsabakanın Almanya lehine bu denli muhteşem geçeceğini ve sonuçlanacağını tahmin etmek pek kolay değildi. 

Müsabakanın teknik analizinden önce önemli bir noktanın altını çizmek gerekir.
Almanya bu kadar farklı kazanırken dahi bir gevşeme, işi savsaklama içinde olmadı. Zaten böylesi bir oyun sistematiği sadece taktik ve teknik beceri değil, önemli bir kişilik ve davranış becerisinin takım olarak sergilenebilmesiyle mümkündür.
Daha da önemlisi olağan üstü farkla önde sürdürülen ve maçı kazanmanın kesinleştiği bir müsabaka sürecinde ve sonrasında hiçbir Alman ulusal takım oyuncusundan rakibi küçümseyen ve rencide eden bir davranışın görülmemesi üzerinde durulmaya değer bir konu. Bu eğitsel açıdan ibret alınacak ve spor okullarındaki derslerde anlatılacak bir husustur. Çünkü fair-play denilen “iyi oyun” un pratiğe yansımasının en önemli davranış biçimi karşındaki kişi ve takımla alay etmemeyi becerebilmektir. Hele hele güçsüz bir kişi ya da takıma karşı onun onurunu korumasına yardım edebilmeyi bilmektir.

Bir de tam tersini Brezilya’yı düşünün… Hele hele Türkiye ulusal takımını ve teknik adamlarını düşünün…

Brezilya yarı finale hak eden bir oyun oynayarak gelmemişti zaten. Daha önceki değerlendirmelerde de paylaşmıştık bu durumu. Brezilya Avrupalı gibi oynamaya başladığından bu yana ki, bu neredeyse 20 yılı bulmaktadır, futbolunda gerileme söz konusudur. Örneğin Kosta Rika ve Kolombiya yarı finali daha hak eden bir futbol oynamışlardı. Çünkü Latin futbolu ekolünü devam ettiren bir yapıları vardı ve bunu da başarı ile uyguladılar. Latinlerin ekolünde sistematik bir işleyişli aynı biçimde büyük bir iradi devamlılıkla sürdürebilmek yerine daha bireysel ama daha yaratıcı futbolu takım oyunu ile harmanlayabilmek vardır. Ekoller on yıllar boyunca oluşan oyun gelenekleridir. Brezilya’nın hüsranının altında yatan büyük fotoğraftaki temel sorunsal bence  budur.

Neredeyse aynı oyuncu dizilişi ile başlayan iki takımdan birisi olan Brezilya, şuursuz denebilecek bir motivasyonla baskıya başladı. Ama rakibi Almanya'nın her türlü oyuna karşı çözüm üretebilecek karşı taktik oyun yeteneklerine sahip olduğunu unutmuş gibiydi. Baskı karşısında topu ileriye uzun oynayacakları düşüncesi Brezilyanın en büyük yanılgılarından birisiydi. Almanya üç, dört, beş pası baskı altındayken de yapabilen ve bunu yaparken de ileriye kat edebilen bir takım. Nitekim gollerin büyük bir bölümü bu yapıda bir oyunun sonucu oluşan pozisyonların sonucu geldi.

Brezilya enterasan bir biçimde her golden sonra oyunu dinginleştirmeyi deneyeceklerine gol atmanın peşinde oldular. Yedikleri gollerin neredeyse hepsi Almanya'nın ceza alanı içine girebilmesiyle gerçekleşen gollerdi. Derinliğine savunma içine atılan hiçbir topu kesemedi Brezilya. Kanatları güvenceye almanın derdine düşmüş ama karşıdan savunma arasına atılan pasları engelleyemedi. Bunda elbette Almanya’nın müthiş ofansif oynayan orta alanının hakkını vermek gerek.

Orta alan ile forveti yakınlaştırarak rakip alana yerleşen ve bu şekilde ceza alanına giren takım kazandı. Goller geldikten sonra ortaya çıkan hızlı oyun pozisyonlarında ise Almanya daha fazla gol bulabilirdi. Ama zorlamadığını biliyoruz.
Oyunun sonucunu ne yan top oyunu, ne kanat oyunları ne de şutlar değil, üçüncü bölgedeki top ile ilgili oyun becerileri belirledi demek olasıdır.
Almanya finali hak eden Hollanda ile oynamalıdır. En azından Arjantin’den her açıdan daha iyi olan Hollanda, Almanya finali bu dünya kupasının son maçı olacak gibi görünmektedir.  
   


Etiketler: , ,